Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘diğer yazılar’

Çalışkan ya da zengin insanlar okulda arka sıralarda oturmazlar, beyazlar da. Arka sıralarda oturanlar yüksek not aldı mı, hemen ‘kopya’ sorgusuna çekilirler. Herkes onlardan kendilerini güldürmelerini bekler, onlar da güldürürler. Yani gülerler sürekli ve esasen bu halleri ile vardırlar. Bir yandan da güldükleri ve güldürdükleri için tahtaya kaldırılırlar…

İran’da otobüslerde kadınların arka koltuklarda oturtulmasından bahisle, buraya da yüksek düzeyde demokrasi (!) öneren ABD’de sarı halk otobüslerinde arka sırlarda oturan zenciler vardı geçen yüzyıl. ABD’de o dönemi anlatan 2011 yapımı ‘The Help’ adlı filmde, bir polis otobüse girer ve olması gereken yasal uyarısını yapar, ‘renkliler arkaya geçsin!’ (daha&helliip;)

Read Full Post »

‘Abi yaramaz sana bu, sinema çekimi çünkü’ dedi. Yine de konusunu sordum, anlattı. Korsan dvd piyasasından bahsediyorum ve konuştuğum kişi neredeyse çocuk. Seçtiğim onlarca filmi tek tek ayıkladı. Bu iyi, bu yaramaz, bu ödül aldı, bu bilmem ne yaptı. Ve oyuncuların performansı bölümü de vardı sunumunda, bütün yabancı isimleri güzelce telaffuz ediyordu, aynı anda benden başka beş kişiyle de uğraşıyordu. Birine ‘sadece iki gün içinde geçen bir psikolojik gerilim’ deyip öbürüne döndü; ‘Klasik bir Almadovar, finale kadar saklanan bi şeyler var’ yüzüne boş boş bakan o kıza tekrarladı ‘sürprizli, iyi bir film’ ve hatta ekledi, ‘daha önce Almadovar izlemediyseniz onları da çıkarabilirim’, tabii inceden kapakta yer alan ‘Banderas’ fenomenine güvenerek… (daha&helliip;)

Read Full Post »

Yiğit Özgür’ün karikatürünün birinde, adamın teki “O değil de, sahi bi İlhan İrem vardı o nerede?” diye soruyordu… Yok olan veya olmuş bir zamanın adamı, zamansızlığın temsilcisi İlhan İrem nerede gerçekten? Esin Engin’in yaptığı ilk Türkçe senfonik rock düzenlemesi sayılabilecek bir parça ile “Eurovision” Türkiye elemlerine katılmıştı en son. Kendi sözlerinde kendine, yıldızlara ve metafizik camiaya ilişkin şöyle diyalektik bir ipucu veriyordu;

‘Işıltılar içinde tutsaklığı yaşarlar,
Sanatçılara (bana) benzer göklerde çivilenmiş yıldızlar’ (daha&helliip;)

Read Full Post »

Kültürel değerlerimiz diyerek düzenlenen bir temsilde, Nasreddin Hoca’yı canlandıran oyuncunun çeneye bağladığı takma sakalındaki lastik ipi gördüğümde bir yabancılaşma yaşadığımı hatırlarım. Nasreddin Hoca, sakalı, cüppesi, sarığı, yoğurt kasesi, testeresi, ters bindiği eşeği ve üç beş heykeli ile ne kadar kültürel acaba.

Her hangi bir belediye bir ‘komiklik’ yapmak istese ve bu vesileyle yüksek kültürümüzü tanıtmak görevini biçse kendine, hemen bir ‘Nasreddin Hoca’ kitapçığına sarılır. Ve bütün fıkraların ara sözünde Nasreddin Hoca iyi bir müslüman olur, asla küfür etmeyen ve hepimize önerilen bir ideal tiptir…

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Konu yeni vizyona giren ‘Entelköy Efeköy’e Karşı’ filminin galasında yaşananlar olduğu için çıkan haberlerden özetleyelim hemen;

“Sarıkeçili Yörükleri Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran, Yönetmen Yüksel Aksu’nun özel davetiyle gündelik giysileriyle katıldığı Entelköy Efeköy’e karşı filminin galasında heybesinde getirdiği ve yeni doğuran devesinin yavrusu Muharrem’in ağzından yazılan mektubu okumak isteyince Aksu tarafından engellendiğini öne sürdü. Aksu’nun geçtiğimiz yıl çektiği ‘Sarıkeçililer’ belgeselinin danışmanlığını da yapan Savran şaşkın ve öfkeli: ‘bizi dolgu malzemesi olarak kullanmışlar!’ …Biz yaşam alanlarımızı savunmak için mücadele ederken, ‘çevreci’ diye bizleri yaftalayıp karikatürize ederek küçümsüyorlar”

(daha&helliip;)

Read Full Post »

null

1977 yılında ‘Saturday Night Fever’ adlı film çok meşhur oldu. Filmin kahramanı Tony Manero’yu canlandıran John Travolta’ydı. Serseri Tony çok iyi dans etmekteydi, mahallenin diskosunda tanıştığı Stephanie ile bir dans yarışmasına hazırlanmaya başladılar ve hayatlarını değiştirdiler. Kısaca tutku ve arzu onların kaderini belirledi. Film ABD’de ve Dünyada büyük başarı kazandı ve izleri bugüne kadar devam etti.

O zamanlar ABD, üçüncü Dünyaya şimdiki gibi zorla demokrasi değil de güzellikle darbe ithal ediyordu. Bu ülkelerden biri Şili idi. Şili’de 1970 yılında seçimle gelen “Unitad Popular”ın (sol partilerin koalisyonu-Halkın Birliği, Venceremos bu hareketin marşı gibiydi) lideri Salvador Allende, özellikle ABD menşeli şirketlerinin hakimiyetinde bulunan maden endüstrilerini devletleştirince, az sayıdaki ABD şirketinin dengesini bozmuştu. Ancak dengesi bozuk olan ‘Unitad Popular’mış gibi, dönemin ABD Başkan danışmanı görüşlerini şu garip cümlelerle dile getirmiş: “Ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Meseleler, Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir.” Ve çalışmalar 1973 yılında general Pinochet’in kanlı darbesi ile tamamlandı. 1990 yılına kadar da baskıcı yönetimini sürdürdü Pinochet, 2006 yılında öldü.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Uzaktan kumandası yokken televizyonun babamız bizi kullanırdı onun yerine; kanalı değiştir, sesini kıs… Evin kumandanının emirleri derhal yerine getirilirdi. Sonra kumanda icat olunca babalar otomatik kumandanın başına, çocuklar içeride Commodore 64’ün başında… Hanım mutfakta ertesi gün için yemek yapar, işi bitince de oturur örgüsünü örerdi. Boş vakitler türlü türlü değerlendirilirdi. Yaz tatilinde çocuklar avare olmasın diye “Hedef Matematik” kitabından test çözülmesi ödevi verilirdi. Tatil kitabında da yanakları al al çocukların ellerindeki kocaman kitaplara gözleri fal taşı gibi açılmış halde bakarken resimleri olurdu. Boş zamanları değerlendirme aracıydı kitap okumak, başka bir amacı olamazdı, kitap en iyi arkadaştı, boş zaman ise en büyük tehdit…

Bazen dizilerdeki karakterleri birbirine karıştırıyor, onbeş dizinin hepsini takip edeyim derken şizofrenik bir ruh haline bürünüyordu herkes. Gece hayatı yoktu ya, mazbut aile evinde televizyon izliyordu. Bu bedavaydı en azından ya da öyle geliyordu. Vitrindekiler güzeldi, fıstık gibi kızlar, ayın on dördü gibi delikanlılar, köşkler, saraylar, yalılar vs… İzledikçe onlardan biri olunuveriyordu. Sahte bilinç radyasyonla beraber beyinleri kemirmeye çoktan başlamıştı. Televizyondan, AVM cenneti metropollerin vitrinlerinden janjanlı ambalajlarıyla gülümsüyordu. Ya TV, ya AVM slogan olmuştu artık… Aylak müsriflik, sadece AVM’lerde dolaşırken ortaya çıkmıyor, modern insana boş zamanını “israf etmemesi” için gereken sunuluyordu. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »