Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Yılmaz Güney’


rezan

Rezan Yeşilbaş’ın Cannes’da ödül alan “Sessiz” filmini Ankara’da “en kısa gün” sloganıyla Türkiye’den kısa filmler başlığı ile yer alan 4 adet kısa film içinde izledik.

Bundan 6-7 yıl önce bir kısa film çekildi, “Cezaevi Öyküleri” adlı kitapta yer alan bir öyküydü bu: “Kamber Ateş Nasılsın?” Filmin özeti şuydu; 1980’lerde Diyarbakır cezaevinde bir anne oğlunu ziyarete gidiyor Türkçe bilmediği için, ona bir cümle öğretiliyor: “kamber ateş nasılsın?” Kadın oğluna bakıp sürekli bunu tekrarlıyor. Elveda yerine bile bu cümleyi kullanıyor. “Sessiz” de 1980’lerde cezaevindeki eşine ayakkabı götüren bir kadının hikayesi… Neredeyse tek konuşma şu: “ayakkabıları getirdin mi” diyor adam. Kadın da masanın altından giydiği ayakkabıları adama veriyor.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Kovboyun biri “saloon” dedikleri barda oturuyor, etrafa bakmıyor bile ama herkeste bir tedirginlik, sonra kalkıyor, kanatlı ahşap kapıyı ayağı ile tekmeleyerek dışarı çıkıyor. Siz güneşten gözünü kıstığını zannediyorsunuz ama o içinden hesap yapıyor; “arkamdaki evin tepesinde 3, otelin penceresinde 1, köşede 2, şu damda kurulan barikatta 4, toplamda 10 kendini bilmez! İki silahta yeteri kadar kurşun, tamamdır bu iş” deyip, 1 dakika içinde 10 kişiyi indirme indiriyor. Sıyrıkla kurtulan ya da ağır yaralı ele geçirilen de yok! Böylece adaleti mükemmeliyetle tesis etmiş olup, kendisine bir pencere arkasından bakan gizemli hanımefendiye de soğuk bir bakış attıktan sonra, hiçbir panik alameti göstermeden, kararlı adımlarla uzaklaşıyor oradan.

Westernler vahşi batıya yayılan ABD ulus-devletinin kurucu mitidir. Bizde de bunun yerine “köylü milletin efendisi” söylemi bulunur. Şöyle kabaca baktığınızda aynı gibi duruyor, ama değil… Yani bu tip olayların bizim çobanlarla hiçbir ilgisi yoktur. Onlar çam sakızının mütevazi bir hediye olmasından mürekkep kardeşlerimizdir. Karınca incitmemişlerdir, heybelerinde peynir, domates ve kaval bulunur, ayrıca şehre belli dönemlerde gelir ve barlarda takılmazlar…

(daha&helliip;)

Read Full Post »

null

1977 yılında ‘Saturday Night Fever’ adlı film çok meşhur oldu. Filmin kahramanı Tony Manero’yu canlandıran John Travolta’ydı. Serseri Tony çok iyi dans etmekteydi, mahallenin diskosunda tanıştığı Stephanie ile bir dans yarışmasına hazırlanmaya başladılar ve hayatlarını değiştirdiler. Kısaca tutku ve arzu onların kaderini belirledi. Film ABD’de ve Dünyada büyük başarı kazandı ve izleri bugüne kadar devam etti.

O zamanlar ABD, üçüncü Dünyaya şimdiki gibi zorla demokrasi değil de güzellikle darbe ithal ediyordu. Bu ülkelerden biri Şili idi. Şili’de 1970 yılında seçimle gelen “Unitad Popular”ın (sol partilerin koalisyonu-Halkın Birliği, Venceremos bu hareketin marşı gibiydi) lideri Salvador Allende, özellikle ABD menşeli şirketlerinin hakimiyetinde bulunan maden endüstrilerini devletleştirince, az sayıdaki ABD şirketinin dengesini bozmuştu. Ancak dengesi bozuk olan ‘Unitad Popular’mış gibi, dönemin ABD Başkan danışmanı görüşlerini şu garip cümlelerle dile getirmiş: “Ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Meseleler, Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir.” Ve çalışmalar 1973 yılında general Pinochet’in kanlı darbesi ile tamamlandı. 1990 yılına kadar da baskıcı yönetimini sürdürdü Pinochet, 2006 yılında öldü.

(daha&helliip;)

Read Full Post »